‘Genel’ Category

Ortak Ofisler

April 6th, 2010

Natali Yeşilbahar‘ın Özlem Ercan‘la yaptığı röportajı okurken oldukça dikkatimi çeken bir paragraf var.

Co-working /Alternatif Ofisler: Türkiye’de örneğini henüz görmedim. Yurtdışında bazı ülkelerde kafelerden biraz daha büyük yerler var. Aylık bir aidat ödüyorsunuz, yüksek hızda internet bağlantısı, telefon- faks gibi ofis cihazları, yiyecek- içecek ve ortak bir ofis alanı sunuyorlar. Hem işinizi yapıyor, hem de sizin gibi çalışan insanlarla tanışıp, ortak işler yapabiliyorsunuz.

Ofisten bağımsız çalışma, Canan‘la birlikte uzun zamandır düşündüğümüz ve her defasında ertelediğimiz bir konu. Hayatı başlangıç ve bitiş noktası arasındaki düz bir çizgiden ibaret görmediğimiz ve yaşamın her türlü süpriz/şaka/güzellik/çirkinlik lerini korkusuzca yaşamak istediğimiz için her an koşarak uzaklaşacakmış gibi sırt çantalarımızı hazır tutuyoruz. Daha da açık söylemek gerekirse aşağıdaki şu kısır yaşam döngüsüne farklı ve güzel bir şeyler katabilmek istiyoruz.

İnternet sayesinde dünya tam manasıyla küçük bir köye dönüştü. Mekandan bağımsız hareket etmek artık oldukça kolay. Gelişmiş bir iş ağınız, yabancı diliniz, iş bitirici yetenekleriniz ve internet bağlantınız varsa dünyanın her tarafından işinizi kolaylıkla sürdürebiliyorsunuz.

Yeni nesil çevik işletmeler artık tek bir ofis ortamında çalışan onlarca kişiden değil, farklı şehir ve hatta ülkelerde bulunan ve internetin nimetlerinden üst düzeyde yararlanmasını bilen akıllı insanlardan oluşuyor. Türkiye’de de zamanla daha fazla insanın proje bazlı veya saat ücretiyle çalışacağını gözlemleyeceksiniz.

Gelelim ortak ofis konusuna. Mekandan bağımsız çalışan bu akıllı insanların da pek tabi ki klasik işletmelerin duyduğu ihtiyaçları olacak. Tamamen bağımsız hareket edebilmek ideal bir durumu ifade etse de hantal bir yapının yeni şartlara çok çabuk adapte olmasını bekleyemeyiz.

Bu tarz mikro boyuttaki şirketlerin ve kişisel markaya dayalı gelir yapılarının da sosyalleşme, etkileşim içinde olma, sahaya inme veya yüksek hızlı internet bağlantısı, ofis, telefon, sunum odası, toplantı odası,  sekreter, posta adresi gibi klasik araç gereçlere de ihtiyacı olacak. İşte bu noktada ortak ofisler ön plana çıkacak diye düşünüyorum. Ortak ofislerdeki minimum maliyetle elde edilecek maksimum fayda sayesinde; ofisten bağımsız çalışan kişilerin sayısında artış olacağını ve bu iki tarafın birbirini artarak besleyeceğini şimdiden görebiliriz.

Ortak ofislerin Antalya’da da açılması ve artması dileğiyle, şansınız bol olsun.

Bir kaç ortak ofise ait adresler:

http://studiooffices.com/

http://www.hazirofis.com/

http://www.coda.com.tr/

İlk Barcamp Antalya geliyor

March 27th, 2010

http://grou.ps/barcampantalya/

Grou.ps’un kurucusu Emre Sokullu’nun İstanbul’da başlattığı Türkiye’nin ilk Barcamp’ından sonra neden biz de aynısını Antalya’da yapmıyoruz diye çok düşünmüştük. Yeterince zamanımız olmadığı ve konsepte henüz hakim olamadığımız için ertelemiştik.

Aradan 2 yıla yakın zaman geçti ve 2 gün önce oldukça hızlı yayılan bir network çalışması yaparak 1. Barcamp Antalya’ya başlangıç verdik. Uzun, keyifli ve zorlu günler bekliyor bizi.  Mayıs ayı sonuna yetiştirmemiz gereken bir çok konu başlığı var:

  • Mekan ve zaman
  • Sponsorluklar
  • Network hareketi ve marketing
  • Hatıra eşyaları v.s

Ama destek veren ve bir şeyler yapmak isteyen katılımcı çok.  Herkes en iyisini yapmayı hedefliyor. An itibariyle 32 kişiye çıktı bu sayı.  İlk Barcamp’a kadar 200 kişilik bir sayıya ulaşacağımızı tahmin ediyorum. Çokta agresif bir marketing yapmak istemiyoruz çünkü seçiçi olmak zorundayız.  Sayıyı değil kaliteyi artırmayı hedefliyoruz.

Gelişmeler oldukça buradan bilgi vermeye devam edeceğim.

BarCamp Baltics 2009 from Pavel Shturm on Vimeo.

Artık bir ScrumMaster’im

March 20th, 2010

Zaman bulamadığım için bir türlü giremediğim teste, sabaha karşı 4′te olsa bile, zaman yaratıp girdim ve oldukça güzel bir sonuçla geçtim. Hayırlara vesile olur inşallah!

Welcome to the e-Testing System_1269054620541  Erol KABADAYI-ScrumAlliance_CSM_Certificate1









Koş Canan Koş…

March 13th, 2010
Canan Runtalya

Canan Runtalya

Öger Tur’un organize ettiği Runtalya Maratonu‘nu bilmeyen kalmamıştır sanırım. Geçen haftasonu 7 Mart’ta 5.si  koşuldu ve katılımcılarından biri de, kafasına koyduğunu mutlaka yapan,  eşim Canan’dı. Geçen sene katılan ve 21 Km koşan arkadaşımız Özgür bizi de ikna etmişti bu seneki maratona katılmaya. Tabi 21 Km koşmak herkesin yapabileceği bir şey değil. Biz biraz daha mütevazi bir koşuya yani 10 Km’ye katılmaya karar verdik.

Maçım çıkınca benim koşum suya düştü ama Canan vazgeçmedi. Koşu günü sabah erkenden kalktık ve Antalya Müzesi’nin yanındaki başlangıç noktasına birlikte gittik. Çok kalabalıktı ve herkes telaş içinde başlangıç noktasına koşturuyordu. Göğüs numaralarını ve kontrol çiplerini aldıktan ve taktıktan sonra yarış başladı.

Açıkçası Canan’ın yarıyolda bırakacağını düşünmüştüm ama o beni hem fena yanılttı hem de iddiayı kazanarak parayı cebe koydu . Helal olsun ;)  Antalya Müzesinden başlayan ve Adonis Otel’den dönülerek Atatürk Stadı’nda biten 10 Km’lik koşuyu 1 saat 33 dakikada bitirdi. Bravo karıcım ;)

Özgür ve Öznur’da 57 dakikada bitirdiler koşuyu. Sizi de tebrik ederim arkadaşlar, bizi de davet ettiğiniz için ayrıca teşekkürler.runtalya_10

Starsale Türkiye

February 16th, 2010

Peter son gelişinde yeni fotoğraf makinesi Canon 7D’yi de yanında getirdi ve bizim için kısa ama çok güzel bir video kaydı yaptı. Bakalım beğenecek misiniz.

Düşünce özgürlüğü ve ülke vizyonu üstüne karalamalar

September 26th, 2009

Sanırım insanoğlunun sahip olmayı en çok istediği ama bir başkasının sahip olmasını istemediği yegane özgürlüktür düşünce özgürlüğü. Öyle ya bir başkası da benim gibi özgürce düşünebilecekse benim düşünce özgürlüğümün ne manası var!?

İnsanlarımızın böyle düşünmesi ne acı. İnsanı insan yapan en temel özellik olan düşünebilme ve düşündüğünü hayata geçirebilme yeteneğinden korkulması ve bilinçli bir şekilde yok edilmeye çalışılması yeryüzündeki en vahim ve geri dönülemez hatalardan biri oysaki.

Küçük yaşta cemaat okullarına yollanarak belli bir düşüncenin etkisi altında yetişen genç öğrencilere yapılan da tam manasıyla bu kapıya çıkmaktadır. Veya köşe yazısından ya da kitabından dolayı yıllarca hapse atılan insanlara yapılan muamele. İster belli bir olgunluğa ulaşmış insanın düşüncesini ifade etmesini engelleyin ister olgunlaşmakta olan yaş düşünceler üstünde oynamalar yapın. Ha Hasan Ali ha Ali Hasan.

Bireylerin toplam düşünebilme ve pratiğe dökebilme yetisi aynı zamanda o ülkenin de fikir üretebilme ve uygulayabilme yetisini ortaya koyar. Tek tek bireylerde olmayan bir özelliğin ülkenin geneline yayılmasını beklemek trajikomik bir safdillik olur.

Özgün düşünce üretmekte zorlanan, sürü halinde düşünen ama hareket ederken bireysel davranan, varlığımızı tehdit eden tehlikelere karşı bir türlü organize olamayan, hakkını arayamayan bir robot-millet olduk çıktık. Motivasyonumuzu ve hedefe odaklanmamızı sağlayacak bir ülke vizyonumuz bile yok.

Oysa ki bakınız Japonya’ya, bakınız Almanya’ya, bakınız Hindistan’a, bakınız Çin’e, bakınız Güney Kore’ye… Ne kadar net hedefler koymuşlar önlerine ve inanmışlar kendilerine. 2. Dünya savaşında yerle bir olan 2 ülke küllerinden yeniden ve daha güçlü olarak doğmuş. Biri sanayi devi diğeri de teknoloji devi. Ama tüm bunların rastgele olmadığı apaçık ortada. Bu bir devlet geleneği onlarda: Orta ve uzun vadeli planlar yapıp bu planlarını tavizsiz uygulamaya geçirmek ve çok çalışmak.

Ama biz öyle miyiz? Sokaktan geçen birine sorun bakalım “Türkiye’nin vizyonu nedir?” diye. Hangimiz cevap verebileceğiz bu soruya!?

Temel sorun da bu zaten “Nasıl bir Türkiye planlıyoruz ve bunun için çalışıyor muyuz?”

etsy, pasaj ve ev hanımlarının ekonomiye katılması

September 25th, 2009

Bir türlü refaha kavuşamayan, kişi başı geliri 10.000 TL civarında dolaşan, işsizi bol, fakiri bol ve krizlere karşı süper duyarlı bir ülke olmamız bana pekte şaşırtıcı gelmiyor. Fransa veya Hollanda gibi Afrika’da sömürgelerin, Kuveyt gibi petrolün, Amerika gibi teknolojin, Avrupa gibi politik becerin ve Çin gibi tüm dünyaya yayılan ve büyüyen bir üretimin yoksa kemerleri sıkmaya mecbursun.

Çocukluğumda etrafımdaki kadınların neredeyse hepsi ev hanımıydı. (Bakkal dükkanında eşine yardım eden Nazire teyze ve mahallenin kuaförü hariç) Evin beyinin tek başına kazandığı para yetmediği için bütün kadınlar dışarıdan örgü, dikiş, nakış ve çeşitli konfeksiyon işleri alarak evde toplu halde çalıştıklarını hatırlıyorum. Diktikleri düğme başına veya işledikleri boncuk miktarına göre de para alırlardı. Bu sayede her mahallede büyük hacimli bir gizli ekonomi oluşurdu. Kazanılan paralar genelde çocukların kılık kıyafetine, bakkal ve pazar alışverişlerine harcanırdı.

Küçük mahalle konfeksiyonlarının büyük üreticilere yenik düşmesi ve sayılarının azalması nedeniyle bu gizli ekonominin tamamına yakını ortadan kalkmış ve yerine benzer bir ev hanımı ekonomisi yaratılamamıştı. Veya benim takip edemediğim başka bir alana kaymıştı.

Etsy ve etsy’nin Türkiye’deki klonu pasaj sayesinde gördüm ki ev hanımları kendilerine başka başka meşguliyetler ve kazanç kapıları yaratmışlar bile. (Sadece ev hanımları yok tabi ki bu sitelerde ama konumuz ev hanımları olduğu için onlardan bahsediyorum) Yoğun el emeğiyle yaptıkları takıları, örgüleri, kilimleri, resimleri ve bin bir çeşit  ürünü bu siteler üzerinden satışa başlamışlar. Bu sitelerde dönen ticaretin hacmini tam olarak bilmiyorum ama küçük rakamlar olmadığına eminim.

Tabi ki sadece ekonomik bir kazançtan bahsetmek pekte yeterli değil. Aktif bir iş hayatı olan, üreten ve kazanan ev hanımlarının sosyal açıdan da çok şey kazandığına ve güçlendiklerine inanıyorum. O halde : Türkiye’nin bütün ev hanımları! Birleşin, üretin ve hem ülke ekonomisine hem de aile bütçesine katkıda bulunun.

Cem Garipoğlu’nun yakalanması ve Türk insanının mağduru suçlama psikolojisi…

September 24th, 2009

Daha dün gibi hatırlıyorum Münevver’in öldürüldüğü günü. Ben de bir çoğumuz gibi gazeteden öğrenmiştim cinayeti ve o sıralar Ankara’da askerdim. Ayrıntıya girmeyeceğim ama ne kadar öfkelendiğimi ve ne küfürler ettiğimi tahmin edebilirsiniz. Ne olmuştu da böyle bir cinayet işlenmişti diye hiç düşünmedim bile. Hiç bir öfke veya tahrik böyle bir vahşeti haklı kılamazdı sonuçta. En azından ben öyle düşünüyordum.

Türk insanının alışık olduğu ve kanıksadığı oyun yeniden sahnelenir, bu olay günler geçtikçe unutturulur ve üstü kapatılır diye düşünmüştüm. Çünkü şu 29 yıllık ömrüme bile ne unutulmaz olaylar sığmıştı. Düzce depremi, Sivas katliamı, Uğur Mumcu’nun öldürülmesi, A.Taner Kışlalı’nın öldürülmesi ve bir sürü faili meçhul cinayet. Bu katliamların hiçbirinde tatmin edici gelişmeler olmadı. Çoğunun faili bile bulunamadı! veya bulunsa da yurtdışına kaçmalarına göz yumuldu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, 37 kişinin diri diri yakıldığı Madımak otelinin en alt katına döner-kebapçı açılarak insanların vicdanlarıyla dalga geçildi. Bu olay tamda Türkiye’nin orta yerinde Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı şehirde oldu. Devletin başbakanı, iç işleri bakanı, valisi, polisi ve askeri 37 gülün oracıkta solmasına göz yumdu. Ve bu katliama seyirci kalan tüm sorumlular bugün elini kolunu sallaya sallaya dışarıda geziyor.

Böyle bir geçmişe sahip ülkemizde bazı cinayetlerin karşılıksız ve cezasız kalması pek tabiki normaldi. Nasıl olsa buna alıştırılmıştık. Hatta içimizde düşünme yetisini kaybetmiş, insanlığını yitirmiş o kadar çok mahlukat vardı ki lafı döndürüp dolaştırıp katliamların suçunu öldürene değil de öldürülene yıkmaya çalışmıştı. Aynı Münevver’in öldürülmesinden sonra “kızlarına sahip çıksalarmış” diyen ruh hastaları gibi. “Babası şov yapıyor” diyen insan kılıklı hayvanlar gibi. O adamı anlamanız için çocuğunuzun 2 parçaya ayrılıp çöp tenekesine mi atılması gerekiyor?! Böyle düşünen insanların hepsi ellerine göğüslerinden içeri soksunlar ve kalplerini çıkartıp çöpe atsınlar. Çünkü o kalp artık bir işe yaramıyor!

Süreyya Bey sen görevini yaptın. Bize bir kez daha kanıtladın ki bu ülkede sesini çıkartmazsan kimsenin umurunda değilsindir. Bu ülkede paran varsa 197 gün boyunca elini kolunu sallaya sallaya gezebilirsin. Bu ülkede kodamanlara hiçbir şey olmaz taa ki yürekli bir anne ve baba ortaya çıkıp hesap sorana kadar.

Ama lütfen şu para meselelerine girmeyin. Evet haklısınız, belki çok iyi şeyler düşünüyorsunuz, belki bir okul veya vakıf yaptıracaksınız Münevver için. Ama merak etmeyin, Münevver size mücadeleniz ve yürekliliğiniz için minnettar. Ve tabi biz de.

Teşekkürler Google Reader!

September 1st, 2009

Eski yazılarımı tamamen kaybettiğimi düşünürken Google Reader yetişti yardımıma. Önceki bloglarımın bazılarını reader’e eklediğim için eski yazıların bazılarına erişebildim ve yeni bloğuma ekledim. Hele şükür bu sefer sıfırdan başlamayacağım.

Bu arada tekrar word press’e döndüm. Ne varsa Wp’de var ;)

Adım gibi ER’im artık.

December 10th, 2008

Önümüzdeki 6 ay Ankara’da kısa dönem askerim.

Askerlik

SEO Powered by Platinum SEO from Techblissonline