‘Genel’ Category

Düşünce özgürlüğü ve ülke vizyonu üstüne karalamalar

September 26th, 2009

Sanırım insanoğlunun sahip olmayı en çok istediği ama bir başkasının sahip olmasını istemediği yegane özgürlüktür düşünce özgürlüğü. Öyle ya bir başkası da benim gibi özgürce düşünebilecekse benim düşünce özgürlüğümün ne manası var!?

İnsanlarımızın böyle düşünmesi ne acı. İnsanı insan yapan en temel özellik olan düşünebilme ve düşündüğünü hayata geçirebilme yeteneğinden korkulması ve bilinçli bir şekilde yok edilmeye çalışılması yeryüzündeki en vahim ve geri dönülemez hatalardan biri oysaki.

Küçük yaşta cemaat okullarına yollanarak belli bir düşüncenin etkisi altında yetişen genç öğrencilere yapılan da tam manasıyla bu kapıya çıkmaktadır. Veya köşe yazısından ya da kitabından dolayı yıllarca hapse atılan insanlara yapılan muamele. İster belli bir olgunluğa ulaşmış insanın düşüncesini ifade etmesini engelleyin ister olgunlaşmakta olan yaş düşünceler üstünde oynamalar yapın. Ha Hasan Ali ha Ali Hasan.

Bireylerin toplam düşünebilme ve pratiğe dökebilme yetisi aynı zamanda o ülkenin de fikir üretebilme ve uygulayabilme yetisini ortaya koyar. Tek tek bireylerde olmayan bir özelliğin ülkenin geneline yayılmasını beklemek trajikomik bir safdillik olur.

Özgün düşünce üretmekte zorlanan, sürü halinde düşünen ama hareket ederken bireysel davranan, varlığımızı tehdit eden tehlikelere karşı bir türlü organize olamayan, hakkını arayamayan bir robot-millet olduk çıktık. Motivasyonumuzu ve hedefe odaklanmamızı sağlayacak bir ülke vizyonumuz bile yok.

Oysa ki bakınız Japonya’ya, bakınız Almanya’ya, bakınız Hindistan’a, bakınız Çin’e, bakınız Güney Kore’ye… Ne kadar net hedefler koymuşlar önlerine ve inanmışlar kendilerine. 2. Dünya savaşında yerle bir olan 2 ülke küllerinden yeniden ve daha güçlü olarak doğmuş. Biri sanayi devi diğeri de teknoloji devi. Ama tüm bunların rastgele olmadığı apaçık ortada. Bu bir devlet geleneği onlarda: Orta ve uzun vadeli planlar yapıp bu planlarını tavizsiz uygulamaya geçirmek ve çok çalışmak.

Ama biz öyle miyiz? Sokaktan geçen birine sorun bakalım “Türkiye’nin vizyonu nedir?” diye. Hangimiz cevap verebileceğiz bu soruya!?

Temel sorun da bu zaten “Nasıl bir Türkiye planlıyoruz ve bunun için çalışıyor muyuz?”

etsy, pasaj ve ev hanımlarının ekonomiye katılması

September 25th, 2009

Bir türlü refaha kavuşamayan, kişi başı geliri 10.000 TL civarında dolaşan, işsizi bol, fakiri bol ve krizlere karşı süper duyarlı bir ülke olmamız bana pekte şaşırtıcı gelmiyor. Fransa veya Hollanda gibi Afrika’da sömürgelerin, Kuveyt gibi petrolün, Amerika gibi teknolojin, Avrupa gibi politik becerin ve Çin gibi tüm dünyaya yayılan ve büyüyen bir üretimin yoksa kemerleri sıkmaya mecbursun.

Çocukluğumda etrafımdaki kadınların neredeyse hepsi ev hanımıydı. (Bakkal dükkanında eşine yardım eden Nazire teyze ve mahallenin kuaförü hariç) Evin beyinin tek başına kazandığı para yetmediği için bütün kadınlar dışarıdan örgü, dikiş, nakış ve çeşitli konfeksiyon işleri alarak evde toplu halde çalıştıklarını hatırlıyorum. Diktikleri düğme başına veya işledikleri boncuk miktarına göre de para alırlardı. Bu sayede her mahallede büyük hacimli bir gizli ekonomi oluşurdu. Kazanılan paralar genelde çocukların kılık kıyafetine, bakkal ve pazar alışverişlerine harcanırdı.

Küçük mahalle konfeksiyonlarının büyük üreticilere yenik düşmesi ve sayılarının azalması nedeniyle bu gizli ekonominin tamamına yakını ortadan kalkmış ve yerine benzer bir ev hanımı ekonomisi yaratılamamıştı. Veya benim takip edemediğim başka bir alana kaymıştı.

Etsy ve etsy’nin Türkiye’deki klonu pasaj sayesinde gördüm ki ev hanımları kendilerine başka başka meşguliyetler ve kazanç kapıları yaratmışlar bile. (Sadece ev hanımları yok tabi ki bu sitelerde ama konumuz ev hanımları olduğu için onlardan bahsediyorum) Yoğun el emeğiyle yaptıkları takıları, örgüleri, kilimleri, resimleri ve bin bir çeşit  ürünü bu siteler üzerinden satışa başlamışlar. Bu sitelerde dönen ticaretin hacmini tam olarak bilmiyorum ama küçük rakamlar olmadığına eminim.

Tabi ki sadece ekonomik bir kazançtan bahsetmek pekte yeterli değil. Aktif bir iş hayatı olan, üreten ve kazanan ev hanımlarının sosyal açıdan da çok şey kazandığına ve güçlendiklerine inanıyorum. O halde : Türkiye’nin bütün ev hanımları! Birleşin, üretin ve hem ülke ekonomisine hem de aile bütçesine katkıda bulunun.

Cem Garipoğlu’nun yakalanması ve Türk insanının mağduru suçlama psikolojisi…

September 24th, 2009

Daha dün gibi hatırlıyorum Münevver’in öldürüldüğü günü. Ben de bir çoğumuz gibi gazeteden öğrenmiştim cinayeti ve o sıralar Ankara’da askerdim. Ayrıntıya girmeyeceğim ama ne kadar öfkelendiğimi ve ne küfürler ettiğimi tahmin edebilirsiniz. Ne olmuştu da böyle bir cinayet işlenmişti diye hiç düşünmedim bile. Hiç bir öfke veya tahrik böyle bir vahşeti haklı kılamazdı sonuçta. En azından ben öyle düşünüyordum.

Türk insanının alışık olduğu ve kanıksadığı oyun yeniden sahnelenir, bu olay günler geçtikçe unutturulur ve üstü kapatılır diye düşünmüştüm. Çünkü şu 29 yıllık ömrüme bile ne unutulmaz olaylar sığmıştı. Düzce depremi, Sivas katliamı, Uğur Mumcu’nun öldürülmesi, A.Taner Kışlalı’nın öldürülmesi ve bir sürü faili meçhul cinayet. Bu katliamların hiçbirinde tatmin edici gelişmeler olmadı. Çoğunun faili bile bulunamadı! veya bulunsa da yurtdışına kaçmalarına göz yumuldu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, 37 kişinin diri diri yakıldığı Madımak otelinin en alt katına döner-kebapçı açılarak insanların vicdanlarıyla dalga geçildi. Bu olay tamda Türkiye’nin orta yerinde Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı şehirde oldu. Devletin başbakanı, iç işleri bakanı, valisi, polisi ve askeri 37 gülün oracıkta solmasına göz yumdu. Ve bu katliama seyirci kalan tüm sorumlular bugün elini kolunu sallaya sallaya dışarıda geziyor.

Böyle bir geçmişe sahip ülkemizde bazı cinayetlerin karşılıksız ve cezasız kalması pek tabiki normaldi. Nasıl olsa buna alıştırılmıştık. Hatta içimizde düşünme yetisini kaybetmiş, insanlığını yitirmiş o kadar çok mahlukat vardı ki lafı döndürüp dolaştırıp katliamların suçunu öldürene değil de öldürülene yıkmaya çalışmıştı. Aynı Münevver’in öldürülmesinden sonra “kızlarına sahip çıksalarmış” diyen ruh hastaları gibi. “Babası şov yapıyor” diyen insan kılıklı hayvanlar gibi. O adamı anlamanız için çocuğunuzun 2 parçaya ayrılıp çöp tenekesine mi atılması gerekiyor?! Böyle düşünen insanların hepsi ellerine göğüslerinden içeri soksunlar ve kalplerini çıkartıp çöpe atsınlar. Çünkü o kalp artık bir işe yaramıyor!

Süreyya Bey sen görevini yaptın. Bize bir kez daha kanıtladın ki bu ülkede sesini çıkartmazsan kimsenin umurunda değilsindir. Bu ülkede paran varsa 197 gün boyunca elini kolunu sallaya sallaya gezebilirsin. Bu ülkede kodamanlara hiçbir şey olmaz taa ki yürekli bir anne ve baba ortaya çıkıp hesap sorana kadar.

Ama lütfen şu para meselelerine girmeyin. Evet haklısınız, belki çok iyi şeyler düşünüyorsunuz, belki bir okul veya vakıf yaptıracaksınız Münevver için. Ama merak etmeyin, Münevver size mücadeleniz ve yürekliliğiniz için minnettar. Ve tabi biz de.

Teşekkürler Google Reader!

September 1st, 2009

Eski yazılarımı tamamen kaybettiğimi düşünürken Google Reader yetişti yardımıma. Önceki bloglarımın bazılarını reader’e eklediğim için eski yazıların bazılarına erişebildim ve yeni bloğuma ekledim. Hele şükür bu sefer sıfırdan başlamayacağım.

Bu arada tekrar word press’e döndüm. Ne varsa Wp’de var ;)

Adım gibi ER’im artık.

December 10th, 2008

Önümüzdeki 6 ay Ankara’da kısa dönem askerim.

Askerlik

Yeni Blog (MovableType)

July 15th, 2008

Çok uzun zamandır bir inatla zend-framework’te kendi blog uygulamamı yazmayı ve kendi blogumu da onun üstünden yayınlamayı düşünerek yazmaya ara vermiştim. Ama artık daha fazla inat etmeden bu sevdadan vazgeçiyorum.

Bir çeşit zaman tünelinden geçiyorum ve günler gözümü kapatıp açıncaya kadar geçiyor. İşyerindeki yorucu ama keyif veren tempo, taşınma meselesi (evleneli 3 sene olmadı ama dördüncü evimize taşındık bile :- ) ), sezonun başlamasına sayılı günlerin kalması, Antalya’da havanın çok sıcak ve bunaltıcı olması… Ve bir sürü saymakla bitmeyecek mesele.

Bir önceki bloğumu wordpress üstüne kurmuştum ve kendi evimden sunuyordum ama çeşitli teknik sorunlar çıkınca 20 girdi bile olmadan yayından kaldırmıştım.

Yine kendime neden bloğumu devam ettirmiyorum diye kzdığım bir günün ardından Blogger’de bir blog açıp devam etmek istedim ama o kadar kısıtlı bir blog sistemi ki çok fazla katlanamadan vazgeçtim.

Ve en sonunda, hem biraz meraktan hem de adını sıkça duyduğum için MovableType’ın kişisel sürümünü kullanmaya karar verdim. Ne diyelim, hayırlı olsun.

Bu seferki çabamın daha uzun süreceğini ve kesintiye uğramayacağını düşünüyorum.

Bu bir ilk yazı, çokta uzatmamak lazım. Kalın sağlıcakla!

Siz de söz verin!

May 6th, 2007

Bindiğimiz dalı kesiyoruz ama şimdilik bize bir şey olmadığı için çokta üstünde durmuyoruz. Ama bu dünya bizim kahrımızı çekmek zorunda mı? Her şeyini tükettiğimiz, kötü kullandığımız, kirlettiğimiz  yetmezmiş gibi gidişatı durdurmak için kılımızı dahi kıpırdatmıyoruz.

Ufak sorumluluklar alarak aslında büyük bir güç yaratabiliriz. En azından deneriz, çabalarız…

  • Toplu taşıma araçlarını tercih edebiliriz,
  • Bisiklet kullanımını artırabiliriz,
  • Su, elektrik kullanımını azaltıp tasarruf yapabiliriz,
  • Çevreci örgütlerin çalışmalarını maddi-manevi destekleyebiliriz,
  • Dünya elçisi görevine soyunup, sorumluluk alıp lokal çalışmalar yapabiliriz,
  • Geri dönüşümü destekleyebilir ve geri dönüştürülebilir ürünleri tercih edebiliriz,
  • Dünyamıza zarar veren kimyasal ürünleri kaldırıp çöpe atabiliriz,
  • Çocuklarımızı, kardeşlerimizi… çevre bilinciyle yetiştirebiliriz,
  • Ağaç dikebiliriz,
  • Ve tüm bunlara hemen-şimdi dünyamızdan içten bir özür dileyerek ve onunla barışarak başlayabiliriz…

“Bilinçsizce davranışlarımla sana zarar verdiğim, bize sunduğun kaynakları savurganca harcadığım ve senin tüm iyiliklerin karşısında aynı özeni sana gösteremediğim için özür dilerim. Bundan sonra kaynaklarını harcarken dikkat edeceğime, mutlaka bisiklet kullanmaya başlayacağıma, su ve elektrik tüketimimi azaltacağıma, kimyasal parfümlerimi çöpe atacağıma, her yıl ailem için en az bir ağaç dikeceğime ve çocuklarımı çevre bilinciyle yetiştireceğime söz veriyorum.”

Global Warner ekibinin hazırladığı www.globalwarner.org sitesini de mutlaka ziyaret edin…

Enschede – Hollanda 4 ( Student/thursday night – Saturday night)

April 30th, 2007

Perşembe ve Cumartesi günleri Enschede’nin merkezi en kalabalık günlerinden birini yaşıyor. Tüm öğrenciler şehir merkezine iniyor ve eğlence mekanları bir anda hareketleniyor. Bizim burada olduğumuz 28 Nisan Cumartesi günü ayrıca Twente Üniversitesi’nin her yıl düzenlediği ve bu sene 35. si yapılan Batavierenrace koşusuna denk geldi. Bu koşu için şehir merkezine 2 ayrı stage (sahne) kuruldu ve birinde nostalji rüzgarı eserken diğerinde elektronik rüzgarı iş başındaydı. Biz de (ben, Hz, elektronikhis, peter, karen, rico ve eşi, pieter ve eşi, lian, peter ve karen’in küçük kızları ) tam ortada bir yere konumlanıp iki sahnenin de rüzgarından faydalandık. Tabi koşunun sonucu ne oldu kim kazandı felan diye sormayın lütfen. Çünkü hiçbirimiz bununla ilgilenmedik…

Biz şehir merkezinden ayrılırken saat bir buçuk – iki arasıydı ve hala çok büyük bir kalabalık eğlenmeye devam ediyordu.Çeşitli noktalara portatif tuvaletler kurulmuştu. Ki onların olmadığı yerlerde de insanlar duvar diplerine… :)

Bir kadın çıktı sahneye, eski şarkıcılarından biriymiş ve zamanında çok ünlüymüş. Saçları yoktu, kısa boylu ve oldukça şişmandı. Palyaço kıyafeti giymişti ve sürüyle dövmesi vardı. Anlamadım, çok çılgın bir kadındı ve insanları deli gibi eğlendirdi.

Sözün kısası perşembe ve cumartesileri Enschede halkı eğlenmek için şehir merkezine akın ediyor. Yolunuz oralara düşerse aklınızda olsun…

Enschede – Hollanda 3 ( Şehirde yürüyüş )

April 30th, 2007

Enschede 150.000 kişinin yaşadığı küçük bir şehir ve yürüyerek bile olsa sokaklarda tur attığınızda şehir hakkında fikir sahibi olabiliyorsunuz. İlk şaşkınlığım tabii ki bisikletler olmuştu. Bundan daha önce de bahsettim. Umarım Antalya’da Enschede gibi bisikletlerin sokaklarda cirit attığı bir şehir haline gelir. Hem trafiğin boğucu etkisi hem doğaya verdiğimiz zarar azalır hem de daha sağlıklı bir vücuda sahip olabiliriz. 70 yaşında bisiklet kullanan Enschede’li bayanları gördükten sonra aksini düşünmek mümkün değil.

Ayrıca sokaklarda bol miktarda engelli insan gördüm. Bir çoğu motorlu araçlarıyla şehirde geziyorlardı. Her şey düşünüldüğü ve insanlar onlara çok özen gösterdiği için gördüğüm kadarıyla bizim engellilerimize göre oldukça rahat yaşıyorlar.

House in red

Ve evler… Şehir merkezinde gördüğüm en yüksek yapı bir otele aitti. Onun dışında, neredeyse her yer 2 veya 3 katlı. Evler genelde bahçeli ve otoparklı. Bizimkilerden çok farklı bir iç ve dış mimariyle inşa edilmişler. Tıpkı filmlerdeki gibi :) Yeşillik ve doğa her zaman ön planda. Şehrin silüetini çirkinleştiren hiç bir yapı ile karşılaşmadım.

Aslında yukarıki paragrafta özetlediğim durumla Hollanda’nın yaşanabilir toprak sıkıntısı çekmesi arasında bir tezat var gibi. Her sene topraklarının bir kısmını erozyona ve okyanusa kaptıran, deniz seviyesi altında kalan toprakları nedeniyle sıkıntı yaşayan, küresel ısınmanın tehdidiyle karşı karşıya kalan Hollanda, tüm bunlara rağmen tercihini az katlı ve bahçeli evlerden yana kullanıyor. Bilmiyorum belki ileride onlar da bizler gibi daha yüksek binalar yapmak ve apartman dairelerinde yaşamak zorunda kalabilirler.

Evler

Neredeyse her sabah kahvaltı sonrası bir süre yürüyüş yaptık. Çok kilise gördük etrafta. Ama çoğu kullanılmıyordu. bazıları tadilattaydı bazıları ise party house olarak kullanılıyorlardı. Hollandalıların dine karşı olan tavırları ilginç geldi bana. Bir caminin gece kulübü olarak kullanılması fikri bize oldukça uzak. Maneviyatın bu derece geri plana itilmesi neden acaba? Bunu kendilerine sormak lazım. Henüz sormadım ama herkesin inancı kendisini ilgilendirir. Kiliseleri bu şekilde kullanıyor olmaları onların bizden daha az dindar olduğu anlamına gelir mi? Bilmiyorum…

Kilise -Church

Taş duvarlar üstünde bir kaç resim denemesi yapmak iyi olabilir diye düşündüm. Çünkü renkleri fotoğraf için o kadar uygun ki bunu yapmadan geri dönmek olmazdı. Aşağıdaki fotoğrafın ismini “başka bir gelecek – another future” koydum :) Bir gün her şeyin çok güzel olacağı inancımı hiç kaybetmedim. Bu fotoğrafı da kendime ve güzel eşim jaan’a hediye ediyorum … sçs

Another future - başka bir gelecek

Enschede – Hollanda 2 (Bisiklet turu)

April 27th, 2007

AB üyesi olan ülkelerde sınır kavramı bizdeki gibi değil. Mesela patronum Peter, Losser kasabasında yaşıyor. Ve bu kasaba Almanya sınırına çok yakın. Haritadan bakabilirsiniz.

Bir akşam bisiklet turuna davet ettiler bizi. Biz de severek kabul ettik. Çünkü etrafı görebilmek için iyi bir fırsattı bisiklet turu. Akşam iş çıkışı Losser’e geçtik. Bisikletlerimizi hazırladık ve yola çıktık. 7 km kadar pedal çevirdikten sonra Almanya sınırını geçtik ve Almanya’nın bir kasabasında mola verdik. Bizim için çok farklı ve olağanüstü bir durumdu bu. Bir ülkeden başka bir ülkeye bisiklet üstünde geçtik ve kimse bize “dur bakalım sen kimsin” demedi. Harikaydı…

Bisiklet turu

Mola verdiğimiz kasabadaki İtalyan Dondurmacısı’nda dondurmalarımızı yedikten ve dinlendikten sonra kasabayı bisikletlerimizle biraz turladık ve biraz daha farklı bir yoldan Losser’e geri döndük. 1,5 saate sığan bu yolculuk boyunca çok geniş yeşillikleri, kapanan tekstil fabrikalarını, Türk mahallesini, kiliseleri ve daha bir çok güzel yeri gördük.

İtalya Dondurmacısı

SEO Powered by Platinum SEO from Techblissonline