‘Hakemlik’ Category
Video – Sezonun son atletik testi bitti :)
March 27th, 2010Trabzon Karadeniz – Karsspor Maç Fotoğrafları
March 20th, 2010İkinci koşu da geride kaldı.
October 18th, 2009Beni tanıyanlar son 3 sezonbaşı koşusunu koşamadığımı bilir. Bu sezon ise iyi bir başlangıç yaparak hem psikolojik engelimi hem de özgüven problemimi aştım. Sezonun 2. koşusunu da başarıyla tamamlamam ise ayrı bir moral oldu.
Merak edenler için bu testin nasıl bir şey olduğunu anlatmak iyi olabilir. Genelde aile yakınlarım ve hakem olmayan arkadaşlarımın sık sık sorduğu sorulardan biri de “kaç kilometre koşuyorsunuz?” olduğu için biraz detaylardan bahsetmek merakları giderebilir.
30 dakikalık bir ısınma ile başlıyor test. Bu ısınma diliminden sonra 6 tane 40 metre koşuyoruz ve bu koşuda üst limit 6 saniye. Süreler zaman sensörleriyle ölçülüyor ve hata yapılma şansı yok. Herkesin +1 hakkı var. Bir tane 40 metre koşusunda başarısız olan bu hakkını kullanabiliyor.
Kısa mesafe koşuları biter bitmez 6 dakikalık dinlenme, ısınma ve açma-germe süresi başlıyor. Bu süreyi iyi kullanmak ve kısa mesafede gerilen kasları iyi esnetmek gerekiyor. 6 dakika biter bitmez dayanıklılık koşuları başlıyor. Bu koşuda 20 tane 150 metre koşmak gerekiyor ve her biri için üst limit 30 saniye. Ayrıca bir sonraki 150 metreye başlamadan önce de 35 saniyelik bir dinlenme süresi veriliyor.
Bu koşular dünyanın her yerinde 3 yıldır aynı şekilde uygulanıyor ve yapısı itibariyle de bir hakemin saha içindeki fiziksel aktiviteleriyle bire bir örtüşüyor. Hakemlerin sahanın en çok koşan kişisi olduğunu artık herkes biliyor. Sahada yer alırken sık sık depar attığımızı ve hemen ardından jogging yaparak pozisyonları takip ettiğimizi düşündüğümüzde atletik testlerin neyi hedeflediğini daha iyi anlayabiliriz.
Bu kadar ayrıntı yeter. Çünkü bu yazıma başlarken sadece ne kadar mutlu olduğumu ve beynimde yarattığım o stres dalgalarının sona erdiğini söylemeyi planlamıştım.
Nice güzel koşulara inşallah.
Dalya!
September 8th, 20092 gün önceki yani 6 Eylül 2009′daki Sakaryaspor – Bozüyükspor karşılaşmasında 100. profesyonel maçıma çıktım ve dalya dedim. 1998 yılında tamamen hobi olarak başlayan bir hakemlik serüveninin yüzlerce amatör maç, onlarca özel/hazırlık maçı ve 100 profesyonel maç seviyesine ulaşmış olması benim için gurur verici.
Otokritik yapmayı ve sesli düşünmesini seven biriyim. Çok aykırı bir durum olmadıkça ve karşımdakinin dürüstlüğüne güvendiğim sürece düşündüklerimi karşımdaki insanlarla paylaşmaktan çekinmem. Geride kalan hakemlik yıllarımda yaşadığım bir çok güzel şeyin yanında üzüldüğüm anlar da oldu. Bir kere B Klasmanına teklif koşusunda bir kere de A Klasmanı teklif koşusunda başarısız oldum, üç sezon başı koşusunu koşamadım. Belki tüm bu koşularda başarılı olabilmiş olsaydım bir çok şey farklı olabilirdi diye defalarca düşündüm. Belki kendimi avutmak için belki de gerçekten doğrusu bu olduğu için: hayırlısı buymuş, bundan sonra önüme bakmalıyım ve daha çok çalışmalıyım diyerek inancımı devam ettirdim.
Bütün bu acı deneyimlerle ve maç sayımın artmasıyla doğru orantılı bir olgunluk dönemi yaşıyorum hakemliğimde de. Bu büyük bir avantaj. Bir hakemin sahaya çıktığı anda kendisini sahadaki 22 oyuncudan daha olgun hissetmesi, başarının ve oyuncularla iyi iletişim kurabilmenin anahtarlarından biri.
Maç listem : http://www.tff.org/Default.aspx?pageId=72&hakemId=19837
Bakalım ikinci dalyamı da yaşayacak kadar uzun bir hakemlik kariyerim olacak mı? Neden olmasın?
12. sezona merhaba…
September 2nd, 2009Hakemlikle ilgili en son yazımı bundan 2.5 sene önce kaleme almıştım. Geçen bu zaman içinde çok şey değişti.Klasman hakemi sayısı azaltıldı ve klasmanlar yeniden organize edildi. Bu yeni organizasyona göre;
- B ve C Klasman Hakemliği tek bir isim altında birleştirilerek Klasman Hakemliği adını aldı.
- C Klasman Yardımcı Hakemliğinin yeni ismi Klasman Yardımcı Hakemi oldu.
- Süper Lig Hakem ve Yardımcı Hakemliğinin isimleri ise Üst Klasman Hakemi ve Üst Klasman Yardımcı Hakemi olarak değiştirildi.
- Ve yükselme talimatlarında bazı değişiklikler oldu
Şu an hakemlik kariyerime Klasman hakemi olarak devam ediyorum. Yeni talimatlara göre de iki madde beni yakından ilgilendiriyor:
İlki; askerlik yapmayan hakemin Üst Klasman Hakemliği”ne teklifinin yapılamayacağı konusuydu ki bu sorunu geçtiğimiz Aralık 2008 celp döneminde askere giderek ve 2009 Haziran’da terhis olarak aşmış oldum.
İkincisi ise; Üst Klasman Hakemliği’ne teklif için B ve A Liginde en az 30 maçta hakemlik yapılması şartıydı. Benim an itibariyle B Ligi’nde 20 adet maçım bulunuyor. Ve bu hedefe ulaşabilmem için en az 10 maça daha ihtiyacım var. Sonuçta kimin teklif edilip edilmeyeceği belli değil ama önemli olan kendi üstüme düşeni başarabilmek.
Tüm bunların dışında; son 3 sezonda yaşamış olduğum sezon başı koşu sorununu artık gerilerde bıraktım. Benim için çok ciddi bir stres kaynağı ve büyük bir engel oluyordu bu sorun. Bu sene iyi bir başlangıç yaptım ve gerisinin de güzel olacağına inanıyorum.
Modern futbolun şartlarını yerine getirebildiğim, kural hatası yapmadığım, iyi iletişim kurabildiğim ve az sayıda hata yaptığım bir sezon olur inşallah.
Hakemliğimin 9. sezonu sona ererken…
May 16th, 2007
Koşarken bacaklarına hakim olamayan, bir o yana bir bu yana koşup duran top delisi bir çocuktum. Hayati Eniştemin aldığı plastik toplar benim için her şeyden daha önemliydi. Dizlerim düşmekten parça parçaydı. İçe basan ayaklarım vardı ve tam topa vuracakken kendi kendime takılıp düşerdim veya toprağa vurup ayakkabımı yırtardım. Babam az kızmadı bana yırttığım ayakkabılar yüzünden. Aklına geldiğinde hala anlatır bir ayda 4 çift ayakkabı eskittiğimi :)
Benim için çok güzel bir oyun alanıydı futbol. Arkadaşlarımla bir araya gelip eğlendiğim, koşup yorulduğum, yendiğim, yenildiğim, yaralandığım muhteşem bir oyun alanı hem de. Mahalle maçları yapardık. Yan mahalleden Ümit toplara çok iyi vururdu ve mutlaka birimizin onu tutması gerekirdi. Ya da topu alan herkesin mutlaka Mehmet’e pas vermesi gerekirdi. Çünkü Mehmet bizden büyüktü ve güçlüydü hem de daha iyi oynardı.
Günler su gibi akıp geçti. Futbol hayatımdan hiç çıkmadı. 1998-99 sezonuna kadar futbol oynamaya devam ettim. Artık üniversitede okuyan bir Bilgisayar Mühendisi adayıydım. Özel bir sebeple okulumu dondurup Antalya’ya döndüğüm sene hem hayatıma bir farklılık katmak hem de futbola farklı bir kimlikle geri dönmek için 98 yılının Aralık ayında açılan hakem kursuna katıldım. Ve 6 aysonra da il hakemiydim…
Okuluma devam etmek için Edirne’ye döner dönmez maçlara hakem olarak çıkmaya başladım ve o günden bugüne daha iyi bir hakem olmak için elimden geleni yaptım. Ne yaparsam yapayım önce düzgün bir insan olmak için çalışmam ardından da yaptığın işe emek harcamam gerektiğini hiç unutmadım.
Hakemliğin bana yaşattığı güzellikler o kadar çok ki anlatmakla bitmez. Bir tanesi bile hakemliği ömür boyu yapmak için yeterli aslında: Türkiye’nin 40′ın üstünde ilini gezip Türkiye’yi görmek ve en önemlisi Türk insanını tanımak… Mardin, Dİyarbakır, Artvin, Şanlıurfa, Gaziantep, Erzincan, Kayseri, Hatay, Adana, Mersin, Bolu, Bursa, Sakarya, Aydın, Muğla, Çanakkale, Samsun, Trabzon, Ordu, Konya…
Futbol kabuk değiştirdi artık. Çok büyük paralar harcanıyor, kimse kaybetmek istemiyor, sponsorlar büyük paralar ödüyorlar, hakem hatalarına çok ağır eleştiriler geliyor, kulüpler ödedikleri paraların karşılığını almak istiyor, futbolcular yoğun maç trafiği ve beklentilerin altında yoruluyor…
Ve bazen durup düşünmek zorunda kalıyorum “hakemliğe devam etmemi sağlayan motivasyon nedir?” diye… 9. sezonum sona ererken bu soruya daha kolay cevap verebiliyorum artık: “gücümün sınırlarını keşfetme” isteği… Yatağa başıma koyduğum her gece ve gözlerimi açtığım her sabah “o gün neler yapabileceğimi” merak ediyorum…
Hakemliğim daha ne kadar sürer bilemesem de içimdeki bu merağın ölene kadar beni izleyeceğini iyi biliyorum…
Ampute Milli Takımı
December 28th, 2006Kocaelispor Maçı
December 6th, 2006Perşembe günü telefonum çaldı ve arayan süper lig hakemi Hakan ÖZKAN’dı. Eveet :) sezonun ilk 4. hakemlik maçı gelmişti: Kocaelispor – Gençlerbirliği Oftaş. Maçın yardımcı hakemleri ise fifa yardımcı hakemi Baki Tuncay AKIN ve süper lig yardımcı hakemi Timur DİREKLER’di. Böyle bir trionun 4. hakemi olmak harika olacaktı. Fakat maç Ptesi günü akşam 20:00′da oynanacaktı ve ayrıca canlı yayın vardı. Çalışanların en büyük sorunu da hafta içi oynanan maçlarda görev çıkmasıdır. Hele ki gidilecek mesafe uzunsa ve alınacak izin 1 günden daha fazlaysa %$ Stresin en büyüğünü yaşarım o anlarda…
Neyseki Orçun ( proje sorumlumuz ) çok anlayışlı davrandı ve Ctesi tam mesai çalışma karşılığında Ptesi günü için izin alabildim. Önce uçakla İstanbul’a gidip ardından İzmit’e otobüsle geçmeyi planladım. ( Hem 2 gün öncesinden uçak bileti aldığımızda daha uygun fiyatlara bulabiliyoruz diye düşündüm ) Fakat sonra otobüsle gitmeye ve pazar günü eşimle kahvaltı yapmaya karar verdim. Çünkü bu fırsatı çok az yakalayabiliyorduk ve bunu kaçırmak istemedim. Pazar günü öğlen 11:45′e Kamil Koç’tan biletimi aldım.
Pazar günü gelip çattı ve eşimle yaptığım güzel bir kahvaltıdan sonra çok güzel bir yolculukla ( bu yolculuğun detaylarını bir başka yazıda anlatacağım ) saat 21:00 gibi İzmit’e 21:30′da da otele vardım. Odama yerleşir yerleşmez Hakan hoca geldi yanıma. Hem tanıştık hem de yarın sabah yapılacak olan eşgüdümle ilgili bir kaç önemli noktayı açıkladı. Hemen sonra Baki hoca ve Timur hocayla tanıştık. 10-15 dakikalık bir tanışma ve sohbet faslından sonra yanlarından ayrılıp dışarı çıktım ve gidip manavdan meyve aldım :))
Tüm malzemelerimi hazırladıktan ve duşumu aldıktan sonra derbi maçla ilgili tv görüntülerini seyrettim. Sahaya atılan ses bombası, teknik direktörün kafasına ve rakip oyunculara atılan nesneler, hakem kararlarına itirazlar… Yani rutin hareketler…
Sabah 07:30′da kalkıp duşumu aldıp sakal traşımı oldum ve ütülenecek eşyalarımı vermek için beklemeye başladım çünkü ancak 8′den sonra verebilecektim. Neyse uzun lafın kısası ben ütülenmek için eşyalarımı verdim ama 20 dakikada gelmesi gereken eşyalarım tam 40 dk sonra geldi. Haliyle geciktim ve stada gittiğimde saat 09:05′ti. 5 dakika gecikmiştim ama henüz kimse hazır değildi ve derin bir ohhh çektikten sonra temsilcilerimiz Soysal OĞUZ ve Ergani KESKİN beylerle tanıştım. Birer çay içtikten sonra hep birlikte stadın kontrollerini yaptık. Süper lig tecrübesi olan bir takım olmasının da tecrübesiyle evsahibi ekip bir çok şeyi hazır hale getirmişti ve neredeyse benim açımdan her şey tamamdı.
Stadda nelerimi kontrol ettim?
- Zemini,
- Çizgileri,
- Köşe bayrakları ve yedeklerini,
- Kale direkleri ve yedeklerini,
- Kale ağlarını,
- Yedek kulübeleri ve koltuk sayılarını,
- Yedek oyuncuların ısınma yerlerini, (Kıdemli yardımcının arkası genişlik olarak müsaitti ama seyirciyle sıcak temas kurulma ihtimali yüksek olduğu için takımların da isteğine dayanarak ısınma yeri olarak kendi kale arkalarını belirledik)
- Oyuncu değişikliği tabelasını ( burada elektronik tabela vardı )
- Sahaya çıkış koridorlarını,
- Ambulansın ve itfaiyenin yerlerini,
- Tel örgüleri diyemiyorum çünkü İsmetpaşa Stadı’ndaki tüm teller kaldırılmış. Çokta şık bir görüntü elde edilmiş bence.
Sonra yukarı toplantı odasına geçtik ve takımların formalarını kontrol ettim. Kocaelispor komple beyaz formayla, gençlerbirliği oftaş ise komple siyah formayla çıkacaktı. kaleciler gri ve kırmızı giyindiği için bize yeni gelen formaların fıstık yeşilini giymek kalmıştı. ( Yeni formalar henüz bana ulaşmadığı için Serkan AKARCA’nın yolladığı formayı kullanmam gerekti. Sağol Serkan hocam )
Eşgüdüm toplantısı başladı. TFF temsilcileri, Emniyet Müdürü, takım yöneticileri, stad amiri, itfaiye müdürü, GSGM yetkilisinden oluşan bir toplantı oldu. Takımlara kendimi ve maçın triosunu tanıttıktan sonra bazı konuları tekrar hatırlattım ve bazı isteklerim oldu:
- Misafir takıma hangi kulübeyi kullanacaklarını sordum ve onlar her zamanki gibi kıdemli yardımcı hakemin arkasındaki kulübeyi istediler,
- Top toplamak için 8 kişi istedim ve mor renkli yelek giymelerine karar verdik,
- 1′i sahada olmak üzere 9 adet topta anlaşıldı,
- Zaman çizelgesini hatırlattım ve İngiltere’de insanların saatlerini maçların başlama saatlerine göre ayarladığı örneğini verdim. (Bu örneğin doğruluğu hala devam ediyor mu bilmiyorum ama ben kullanmaktan keyif alıyorum :) )
- Teknik alandaki davranışlardan bahsettim,
- Oyuncuların giydikleri farklı renkteki taytlar ve kullandıkları takılardan yana biraz sitem ettim ve kurallara uyulması için her şeyin yapılmasını talep ettim,
- Değişen kurallardan ve gelen uefa talimatlarını anlattım,
Toplantıyı 15 dk kadar daha dinledikten sonra teşekkür edip toplantıdan ayrıldım ve otele döndüm.
Hep beraber gidip yakınlarımıza hediye olarak pişmaniye ve saray helvası aldık. Bir kısmını da otelde bitirdik hatta :)
Öğlen saat 14:30′da makarna ve haşlanmış tavuktan oluşan yemeğimizi yedik. Tabi ben bu arada fırsat buldukça fotoğraf çekiyordum :) Yemek sonrası 1 saate yaklaşan güzel bir memorandum sonrası odalarımıza çıktık ve son hazırlıkları yapıp otelden stada geçtik.
Soğuk bir havada oynanan, çok güzel ve kendime bir şeyler katabildiğim bir karşılaşma oldu. Baki Hoca’nın hemen arkasında olup O’nun maça konsantrasyonunu yakından görebilmek ve Hakan Hocayı canlı seyretmek büyük bir şanstı.
Bu arada bu triodan herhangi biri ile maça giden olursa mutlaka anılarını anlattırsın. Çünkü gülmekten çenem ağrıdı :)
Ve tabiki fotoğraflar
Zeytinburnuspor maçı
November 19th, 2006Çarşamba günü oynanan maç için İstanbul’daydık. Salı akşamı uçakla geçtik ve Pier Loti’deki Turquhouse Hotel’de kaldık. Harika bir hizmet anlayışı var bu otelin. Havaalanına bir araç yolladılar ve hotele transferimizi yaptılar. Kaldığımız odalar oldukça güzeldi. Kablosuz internetleri vardı. Ütülenmesi gereken kıyafetlerimi kısa sürede ütüleyip teslim ettiler… Yani bir hotel’den beklediğim her şey burada vardı.
Sabah Haliç’e karşı yaptığımız şahane bir kahvaltının ardından memorandumumuzu yaptık ve son olarak Aydın Abi, Zeytinburnu Stadı’na transferimizi yaptı. ( Transfer aracının şoförü Aydın Abi’ye ilgisi ve nezaketi için tekrar teşekkür ederim )
Bu kadar güzel bir mekanın biz hakemlere gecelik maliyeti ne kadardır dersiniz?? 60 Ytl. Evet bir yanlışlık yok sadece 60 ytl. ( Hotel sorumlusu Kamil CANCA beye her şey için teşekkür ederiz )
Gelelim maça… Maç çok hızlı oynandı ve Ceyhan’daki maç gibi başarılı bir yönetim gösterdik. Kırmızı kart göstermek zorunda kalmadık, itiraz sayısı oldukça azdı, goller nizami ve açıktı… Allah her hakeme böyle maçlar nasip etsin. Erol, Arif, Kemal ve Hakan… iyi bir dörtlü olduk bu maçta. Darısı diğer maçların başına…
Bu arada dönüşümüz de uçakla olduğu için pazar akşamı saat 21:30′da evimdeydim. Bu o kadar güzel bir duygu ki anlatamam. Dileğimiz her türlü maça uçakla gidilip gelinmesi… Yakın zamanda bunun da olacağına eminim.
Hakem şansınız bol olsun. İşte fotoğraflar



