İçeriğe geç
Erol Kabadayı

Şirket kurmak bir fikir değildir

Fikir, bir şirketin en kolay bulunan parçasıdır. Şirketi ayakta tutan şey fikrin kendisi değil, o fikrin etrafında kurulan sistemdir.

Erol Kabadayı4 dk okuma

Girişimcilikle ilgili en yaygın yanılgı, şirketin bir fikirle başladığı inancıdır. Bu inanç masumdur ama pahalıdır: insanı aylarca fikri mükemmelleştirmeye, yıllarca “doğru fikri bekleme”ye ikna eder.

Oysa fikir, bir şirketin en kolay bulunan parçasıdır. Aynı fikrin aynı hafta içinde başka insanlar tarafından da düşünüldüğünü varsayabilirsiniz. Farkı yaratan şey fikrin kendisi değil, o fikrin etrafında kurulan yapıdır.

Fikir bir hipotezdir, şirket ise bir mekanizma

Bir fikri şöyle tanımlayabiliriz: “Şu insanların şu problemi var ve şu şekilde çözülürse buna para ödeyecekler.”

Bu bir hipotezdir. Doğruluğu, siz onu ne kadar çok anlattığınıza değil, gerçek insanların gerçek para ödemesine bağlıdır.

Şirket ise bir mekanizmadır. Bu mekanizmanın cevap vermesi gereken sorular fikirle ilgili değildir:

  • Bu değeri kim, hangi süreçle üretecek?
  • Müşteri nasıl bulunacak ve bu kaç kez tekrarlanabilecek?
  • Para nereden girip nereye çıkacak?
  • Bir kişi ayrıldığında ne kırılacak?
  • Kararı kim verecek?

Fikir bu soruların hiçbirini kendi başına cevaplamaz. İnsanlar şirketi kurar; onu büyüten şey ise bu soruların cevaplarının sisteme dönüşmesidir.

“İyi fikir” testi genellikle yanlış testtir

Girişimciler fikirlerini test ederken çoğunlukla yanlış soruyu sorar: “Bu fikir iyi mi?”

Bu sorunun cevabı neredeyse her zaman evettir, çünkü sorduğunuz insanlar sizi kırmak istemez. Daha faydalı sorular şunlardır:

  • Bu problemi bugün nasıl çözüyorsunuz?
  • Bu çözüm için şu anda ne kadar para veya zaman harcıyorsunuz?
  • Son üç ayda bu problemi çözmek için ne denediniz?

İlk soru fikir hakkında konuşur. Diğerleri davranış hakkında konuşur. Şirket, davranışın üzerine kurulur.

Fikirden şirkete geçişte kırılan üç yer

Fikri olan çok insan tanıdım. Şirketi olan daha az. Aradaki fark genellikle şu üç yerde ortaya çıkar.

Birinci kırılma: satışın kuruculuğa dahil olmaması. Ürünü yapan kişi satmayı başkasının işi sayarsa, şirket doğduğu anda bir eksikle doğar. İlk satışları kurucunun yapması bir zorunluluk değil, bir öğrenme biçimidir. Müşterinin neden “hayır” dediğini birinci elden duymayan kurucu, ürünü tahminlerle geliştirir.

İkinci kırılma: para akışının sonradan düşünülmesi. Bir şirket kârlı görünürken nakit sıkıntısından kapanabilir. Gelir ile tahsilat aynı şey değildir; büyüme genellikle nakit tüketir. Bu ayrımı gecikmeli öğrenmek, öğrenmenin en pahalı biçimidir.

Üçüncü kırılma: kararların tanımsız kalması. Küçük ekiplerde her şey konuşularak çözülür ve bu bir süre işe yarar. Ekip büyüdüğünde aynı yöntem kurucuyu her konunun merkezine yerleştirir. Kararın kime ait olduğu yazılı değilse, varsayılan sahibi kurucudur.

Bir şirketin gerçekten neye ihtiyacı var?

Fikir bir girdidir. Şirketin ayakta durması için gereken diğer girdiler şunlar:

Müşteri. Kim olduğu tarif edilebilir, ulaşılabilir ve ödeme yetkisi olan biri. "Herkes" bir müşteri tanımı değildir.

Problem. Müşterinin bugün zaman ya da para harcayarak çözmeye çalıştığı bir şey. Harcama yoksa problem, problem değil rahatsızlıktır.

Değer önerisi. Mevcut çözümden neden farklı ve neden yeterince farklı olduğu. "Daha iyi" bir cevap değildir; ölçülebilir bir fark gerekir.

Dağıtım. Müşteriye tekrarlanabilir biçimde nasıl ulaşılacağı. Çoğu şirket ürün yüzünden değil, dağıtım yüzünden durur. Ürünü yapmak ile ürünü doğru insanın önüne getirmek iki ayrı yetkinlik; bunu Mobiroller'ı 25 ülkeye taşırken en net gördüğüm şeylerden biri olarak yazdım.

İş modeli. Paranın nasıl kazanıldığı: tek seferlik mi, tekrar eden mi, kimden ve hangi sıklıkta.

Ekonomi. Bir müşteriyi kazanmanın maliyeti ile o müşteriden elde edilen değer arasındaki ilişki. Bu oran ters çalışıyorsa, büyümek zararı büyütür.

Uygulama. İşin fiilen yapılması: teslimat, kalite, süre.

Organizasyon. İşi kimin yaptığı, kimin karar verdiği, sonucun kimin sorumluluğunda olduğu.

Bu sekiz girdinin içinde fikir yalnızca birinin (değer önerisinin) girdisidir. Geri kalan yedisi kurulur, bulunmaz.

Peki fikir hiç mi önemli değil?

Önemlidir, ama sandığınız yerde değil. Fikir, hangi problemi seçtiğinizi belirler. Problem seçimi de şirketin tavanını belirler: küçük bir problemi mükemmel çözen şirket, büyük bir problemi ortalama çözen şirketten daha küçük kalır.

Yani fikir bir başlangıç noktası değil, bir sınır belirleyicidir. Nereye kadar gidebileceğinizi söyler; nasıl gideceğinizi söylemez.

Nereden başlamalı?

Fikir aşamasındaysanız, onu bir cümleye indirin ve üç ay boyunca değiştirmeyin. Enerjinizi fikri iyileştirmeye değil, şu üç şeyi kurmaya harcayın:

  1. Tekrarlanabilir bir müşteri bulma yolu. Tek bir müşteri şans olabilir; onuncu müşteri sistemdir.
  2. Değerin nasıl üretildiğine dair yazılı bir akış. Kafanızdaki süreç, süreç değildir.
  3. Basit bir karar çerçevesi. Hangi kararı kim verir, hangi bilgiye bakarak verir.

Bunların hiçbiri heyecan verici değildir. Hepsi işe yarar.


Şirket kurmak bir fikre sahip olmak değildir. Bir fikri, siz odada olmadığınızda da çalışan bir mekanizmaya dönüştürmektir.

Bu mekanizmanın kurulup kurulmadığını anlamanın pratik bir yolu var: bir şirketin sistemi olup olmadığını üç soruda test edebilirsiniz. Aynı üç soruyu puanlanmış hâliyle çalıştırmak isterseniz, Şirket Sistemi Hızlı Kontrolü onları on beş maddeye açıyor.

Dönüşümün ne kadar tamamlandığını görmek isterseniz kurucu bağımlılığı iyi bir başlangıç noktası.

Haftada bir

Erol’dan Notlar

Girişimcilik, şirket kurma, sistemler, teknoloji ve gerçek iş hayatından öğrendiklerim.

Erol’dan Notlar’a katılarak e-posta iletişimleri almayı kabul edersiniz. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz. Satış ve İade Koşulları · Gizlilik Politikası · KVKK Aydınlatma Metni

Bağlam

Devamı